Ruhsal Kalp… – o da bir çeşit akıllı telefon gibi görünmez bağlar ile geniş bir bilgi ağı kurar. Kalbin yaydığı görünmez bir enerji vasıtasıyla insanlar yaşayan her şeyle bağlantıdadır. Kalp enerjisi resmen bizi birbirimize bağlar. Her bireyin kalbi “kolektif alan”a hizmet eder. Bu kısa video bizlere bu bağlantının önemini ve kolektif enerji alanına nasıl katkıda bulunacağımızı anlatıyor.


Kalbin enerjisel alanı bizi dünyanın kendisi ile de bağlantıda tutar.

 

Kadim ve yerli halkların bir çoğu, bedenlerinin neresinde yaşıyor oldukları sorulduğunda ilginç bir açıklamada bulunur, göğüs bölgelerini gösterirler. oysa bizlerin yaşadığı kültürden insanlara aynı soru sorulduğundada, onlar baş bölgelerini işaret ederler; özellikle de gözlerinin 2,5cm üzeri ile kafatasının 5cm ötesine doğru olan yerdir gösterdikleri. .batılılar ile yerli halklar arasındaki büyük farklılık, işte bu noktada belli eder kendini. nitekim kendini kalbinde tarif edenler ile beyninde tarif edenler, dünyayı oldukça farklı yollardan deneyimliyorlar.dünyaya kalpleri yoluyla yaklaşanların önünde açık duran alemler, dünyayı beyni ile deneyimleyenler tarafından algılanamaz bile.


bilinçlilik ile ilgili olarak 1960’ların sonlarında başlatılan araştırmalar, tamamıyla beyin üzerine odaklanmıştı. batılıların varsayımına göre, bizleri diğer yeryüzü sakinlerinden ayıran farklılık beynimizle ilgiliydi. halbuki son 20 yılda bazı araştırmalar, bilinci bu önyargı olmaksızın ele aldılar ; dolayısıyla da araştırmalarında çok daha açık fikirli bir yol izleyebildiler. bu araştırmacılardan bazıları, bilincin beyinle sınırlı kalmadığını fark ederken, onun düşünüldüğünden daha hareketli olduğu ve bedendeki başka alanları kendine kolaylıkla mesken tutabildiğini fark etmeye başladılar. böylelikle kalbi, kalbin biliş ve farkındalıktaki rolünü incelemeye giriştiler. son zamanlarda kalp üzerine yapılan çalışmalarda açığa çıkan en önemli keşiflerden biri, her bir organımız gibi insan organizması bütünün de doğrusal ifadeler olmadığı ile ilgiliydi; onlar, doğrusal olmayan daha karmaşık organizmalardır, bütünün parçaların toplamından çok daha fazlası anlamına geldiği organizmalar…

Bilim insanları, milyonlarca ve milyarlarca molekülün -kapalı bir kabın içine yerleştirildiklerinde- hareketlerinin ilk başta rastlantısal olduğunu keşfettiler. fakat önceden tahmin edilemez bir anda, tüm moleküller aynı anda eşzamanlı olmaktaydılar. birlikte hareket edip titreşmeye başlıyorlar, sıkı sıkıya birbirine bağlanmış çiftler halinde eş -düzenli bir bütüne dönüşüyorlardı. her bir molekülün bir alt birim olduğu tek bir sistem… eş zamanlı oldukları anda, parçalarının toplamından daha fazlası olan bir şey beliriyordu. işte bu ne kadar da yakından bakılırsa parçaların içinde asla bulunamayacak şeydi, bizlerin ruhu gibi. bu eş zamanlılık anında, yeni bir sistem aniden ortaya çıkan davranış biçimleri sergiliyordu. bütün sistem, parçalar ya da alt birimler üzerinde etkin olmaya başlıyordu ve bu sayede daha karmaşık eş zamanlılıkların oluşmasına öncülük ediyordu. parçalardan bütüne ve bütünden parçalara doğru öyle hızlı ve kesintisiz bir bilgi akışı söz konusu oluyordu ki, bu sayede sistem iyiden iyiye kararlı hale geliyordu. bu bilgi akışı çevreden içeriye ve içeriden de çevreye olmak üzere bir yol izliyor ve sistemin kararlılığını etkileyebilecek dış etkenler olup olmadığını inceliyordu.

Bu bilgi akışı çeşitli dillerde ortaya çıkmaktaydı; ısı dalgalanmaları, basınç veya hız değişimleri, kimyasal bileşimlerin ayarları, elektromanyetik sinyallerin akışı ve daha pek çok şey. fakat tabii ki, konuştuğumuz dildeki gibi, önemli olan sözlerden çok sözlerin özü olan anlamdır. bir molekülün içindeki anlamları ifade eden elektromanyetik (em) imza, onu algılayan organizmaya, o molekülün kendi varoluş durumunu ne şekilde etkileyeceğini anlatır. bu anlamlar incelenir, organizmayla bütünleşir ve bir karşılık verir.

Tüm yaşayan sistemler aynı işleyiş biçimini sergiler; hepsi de kendi kendini düzenler ve ani davranış biçimini sergiler; hepsi de, kendi kendilerini düzenledikleri noktada dengeyi bozacak karışıklıklara karşı olağanüstü hassastırlar. gerçekte onlar dengenin eksiksiz olduğu anı hatırlar ve yaşamları boyunca o dengeye uyumlanmış olarak kalırlar. geçmek durumunda kaldıkları eşik, onlar için canlı birer kimlik gibidir. dolayısıyla içteki ve dıştaki dünyalarını, milyarlarca ve milyarlarca temas noktalarında oluşturdukları, birbirine sıkı sıkıya bağlı çiftler üzerinden gözlerler. böylelikle varoluşlarını sürdürebilmeleri için gelen tüm enerjiyi, madde ve bilgiyi işleyebilirler. başka bir deyişle onların her biri ileri bir zeka düzeyindedir; her biri ruhun gücünü taşımaktadır; bir ruh gücü ise parçaların toplamından öte varoluş durumuyla ortaya çıkan güçtür. kalbimiz, böylesi doğrusal olmayan bir sistemdir. bir yandan kendini örgütler, bir yandan da ani davranış sergiler. o yalnızca kuvvetli bir endokrin bezi değildir, o eşsiz bir tür beyindir, bilici, algılayıcı organ ve güçlü bir elektromanyetik üretici ve alıcısıdır.

kalpte kalp atışlarını düzenleyen hız ayarlayıcı hücreler vardır. kendini düzenleme anında, hız ayarlayıcı ilk hücre düzenli aralıklarla nabız gibi atmaya veya salınmaya başlar. onun ardından biçimlenen her hız ayarlayıcı hücre kendini bu ilk hücreye eklemler; böylelikle yeni hücre de ilk hücre ile eş zamanlı atmaya başlar. eğer kalbin hız ayarlayıcı hücrelerinden biri bedenden alınıp canlı tutulacak ve bir kenarda yaşatılacak olursa ritmi bozulur; çılgınca ve düzensiz bir biçimde atmaya, çırpınmaya başlar, ta ki ölene kadar. oysa hız ayarlayıcı bir hücre alınıp bir hücrenin çok yakınlarında bir yerlere konursa, birbirlerine dokunmasalar bile eş zamanlı hale gelerek birlik içinde çarparlar. düzensiz çarpan bir hücreyi düzenli çarpan bir hız ayarlayıcı hücrenin yanına getirirseniz çırpınması durur ve onunla birlik içinde atmaya başlar. onların fiziksel olarak birbirlerine dokunmaya ihtiyaç duymamalarının nedeni -salınan her biyolojik oluşum gibi- çarptıklarında bir elektrik alanı yaratmaktadır. birbirine dokunması gereken,yalnızca bu alanlardır.

bireysel hız ayarlayıcı hücreler, kalpte milyonlarca hücre ile sıkı sıkıya eşleşirler. onların bir arada oluşturdukları alan, her bir hücrenin tek başına oluşturduğundan çok daha geniştir. oluşturdukları alanın elektromanyetik gücü, beyinin elektromanyetik gücünden 5 bin kat daha fazladır ve aşırı hassas bilimsel araçlarla bedenden 3 metre uzaktan bile ölçülebilir. bu alanın en güçlü olduğu yer, bedenin yüzeyinden 45cm’lik mesafedir ve oradan uzaya doğru sonsuz bir şekilde yayılır; tıpkı radyo dalgaları gibi. ( eğer 150 veya 180cm.kadar mesafede durup kollarını iki yana açmış olan bir arkadaşınıza doğru yavaş yavaş yaklaşmayı deneyecek olursanız, onunla 30 veya 45cm’lik bir mesafeye geldiğinize bu alanı hissedebilirsiniz. o anda ”onun alanına” girmiş olduğunuzu fark edersiniz. bu, kalplerinizin birbirine dokunduğu bir deneyimdir.) bu alan, kabaca omurga boyunca konumlanır, leğen kemiğinden kafatasının tepesine kadar uzanır. bu tıpkı yeryüzünün manyetik alanı gibidir; kuzey kutbunun güney kutbuna uzanan…

kalp hücreleri yalnızca birbirlerine katılmakla kalmazlar; kalp ve -onun alanı da- karşılaştığı herhangi bir elektromanyetik alana dahil olabilir. bu iki alanın birlik içinde salınmaya başladığı anda, çok hızlı bir bilgi alışverişi gerçekleşir. kalbin her alanındaki bilgi diğeri tarafından alınırken, kalbin işleyişi değişir; hormonal akış değişir, fizyolojik olarak farklılıklar meydana gelir. özünde, karşılıklı bir konuşma halidir yaşanan. bu tür bir karşılıklı konuşma, bizler için oldukça doğal bir durumdur; çünkü yaşamımızın ilk deneyimlerinden biridir. annemizin rahmindeyken, anne kalbinin alanıyla çevrelenmiş bir haldeyizdir. çocuğun oluşmakta olan kalbi, anneninkiyle birlikte çarpar ve doğumdan sonra da özellikle süt verirken aynı durumu sürdürür. annenin elektromanyetik alanı bilgi ile doludur; çocukla ilgili neler hissettiği, sevilip sevilmediği, istenip istenmediği… annenin anlam dolu duyguları, kendi elektromanyetik alanının biçimini değiştirmektedir. bebek ise, mevcut bilgiyi alarak onu çözümler, tıpkı bir radyo alıcısının radyo dalgaları demetini alarak çözümlendiği gibi.

bizler doğumdan sonra her zaman elektromanyetik alanlara karşı hassasiyet gösteririz; çünkü anne karnında böylesi bir iletişim dilinin içinde biçimlenmişizdir. doğumdan sonraki evrede kalp ,karşılaştığı elektromanyetik alanlardan bilgi alabilmek üzere onları düzenli olarak tarar. bizler bu alanları eşsiz bir yoldan deneyimleriz; duygular olarak.

nasıl ki temel renkler bir araya gelerek gördüğümüz tüm diğer renkleri oluşturuyor ya da temel tatlar, tadabildiğimiz tüm diğer tatları meydana getiriyorsa, temel duygular da -çılgın, üzgün, sevinçli, korkmuş- bir araya gelerek deneyimlediğimiz diğer duyguları meydana getirirler. kalbin içine aldığı belli elektromanyetik enerji tayfı, renkler veya sesler olarak değil de duygular olarak deneyimlenir. kalbin işleyişindeki en küçük bir farklılık, yeni duygu kümeleri yaratırken, duygusal durumdaki en küçük değişim de yeni kalp ritimlerinin oluşmasına yol açar. her ikisi de elektrokardiyografik (ekg) ve manyetokardiyografik ( mkg) okumalarda hemen kendini gösterir. kalp, aslında uzmanlık alanı duygular olan ”olağanüstü duyarlı” duyu organıdır. karşılaştığımız elektromanyetik alanlar içinden algılayabileceğimiz ince duygu farklılıkları, deneyimlediğimiz renkler veya tatlar kadar çeşitlilik gösterirler. ne yazık ki bu ince ayardaki duygusal dünya algısı, bilinci beyine yerleştirmeye alışmış olanlarımızın içinde körelmeye uğramıştır. kalpte düşünmeye ve bu tür bir algıyı geri kazanmaya başlamanın en sade yollarından biri, önünüzdeki herhangi bir nesneye, belki de bir bitkiye bakarken şu soruyu sormaktır: ”bu nasıl bir duygu?” işte o zaman, bu nesnenin elektromanyetik imzası kalbinizde ilerlerken, o isimlendirilmeyen eşsiz duygu bütününü deneyimleyeceksiniz.

yaşayan canlılar, oldukça karmaşık elektromanyetik alanlar taşırlar. her alan, onu meydana getiren organizmayla ilgili her şeyi kodlar; onun sağlık durumunu, tarihini, içinde barındırdığı güçleri ve daha çok daha fazlasını… çok basit bir örnek üzerinden ilerlemek gerekirse, bir bitkinin ürettiği her kimyasal, onun kendine özgü elektromanyetik imzasından tanınabilir. kaldı ki birçok bitki, her gün yüzlerce ve belki de binlerce farklı kimyasal üretir. kalbin algısı ile ilgili daha çok bilgi edinmek, bir bitkinin tıbbi etkilerinin o bitkinin elektromanyetik alanıyla doğrudan ilişkilendirilmesi yoluyla doğru bir şekilde belirlenebilmesini sağlar. elektromanyetik alan kalpten geçince tahlil edilmek üzere beyine yönlendirir; beyin ise, elektromanyetik imzanın içindeki anlamın özünü kavrar.

kalpteki hücrelerin yüzde 60 ile 65’i sinir hücresidir; tıpkı beyinde olduğu gibi. kalbin sinir hücreleri de beyindeki sinir hücreleriyle aynı biçimde işlev görürler; ganglia’da kümelenir, akson-dendritler üzerinden bedenin sinir ağı ile bağlantıya geçerler.

bu rastlantısal bir şekilde gerçekleşmez; kalbin, beyindeki belli merkezlerle doğrudan bağlantıları vardır ve bu bağlantıları kesmek mümkün değildir. kalp ile beyin arasında her an doğrudan, aracısız bir bilgi akışı söz konusudur. kalbin amigdala, talamus, hipokampus ve korteksle bütünleşik bir bağlantısı vardır. beyindeki bu merkezler şu işlemde meşguldürler: 1) duygusal hatıralar ve onların işlenmesi; 2) duyusal deneyimler; 3) hafıza, mekânsal ilişkiler ve çevreden gelen duyusal girdilerin anlamlandırılması; 4) sorun çözme, akıl yürütme ve öğrenme. beyinle ve merkezi sinir sistemiyle olan iletişimi güçlendirmek için, kalp kendi sinir taşıyıcılarını ( nörotransmitler) üretir ve ihtiyaç oranında açığa salar.

kalbin elektromanyetik alanı; bir insan, bir hayvan veya bitki olsun herhangi başka organizmanın elektromanyetik alanına uyumlandığında bir organizmadan diğerine süratli bir bilgi akışı gerçekleşir. bu bilgi akışı kendine özgü bir dilde olsa da kelimeler yoluyla gerçekleşmez. bir anlamda bilgi aktarımına, kelimeleri kullanmaksızın anlamın doğrudan taşınması gözüyle de bakılabilir. araştırmacıların keşfettiği üzere bu bilgi öncelikle kalbe akar ve ardından beyin ile kalp arasındaki doğrudan bağlantılar üzerinden ileri işlemler için beyine gider. bilgiyi saklayabilmek için, onu kullanılabilir bir biçime dönüştürürüz. tıpkı bir radyo alıcısının radyo dalgalarını müziğe çevirdiği andaki gibi bir tür tercüme süreci gerçekleşir… halbuki insanlardaki süreç çok daha karmaşıktır. duyusal veri deposundan, hatıralardan, deneyim ve bilgi birikiminden beyin bilgi akışıyla ilgili bir geştalt ( bütünsel biçim) meydana getirir. dolayısıyla söz konusu tercüme çeşitli biçimlerde belirebilir: bir dizi görü olarak, ses, görüntü, duygular, tatlar ,sözler veya kokular olarak. çoğunlukla bu tercümenin beliriş biçimi, genellikle kişinin içinden büyüdükleri kültüre bağlı olarak değişkenlik gösterir. burada önemli olan bu tercümelerin aldığı biçimi değil, içlerinde taşıdıkları anlamdır.

bu deneyimler, büyük alman şairi ve botanikçi geothe’nin de gösterdiği gibi isteyerek başlatılabilir. veya yerli kültürlerde yaygın olarak bilindiği gibi aniden gerçekleşebilirler. bu tür ani olaylardan bazıları bu kitapta değinilmektedir; insan ile bitki arasındaki elektromanyetik alanların birbiri içinde karışması, kendi ahengi içinde gerçekleşir ve eş zamanlılık belirdiği anda, iki organizma arasında doğrudan ve derin bir bilgi akışı başlar.

antik yunan döneminde, kalbin eğer canlılarla bir değiş tokuş haline ‘aisthesis’ adı verilmişti. bu ifade, kelimenin tam manasıyla ‘nefes almak’ anlamına geliyor. yunanlılar, gelmekte olan anlamların etkisi hissedildikçe, iki organizma arasında gerçekleşen bu uyum anına eşlik eden bir tür soluğun kesilmesi veya derin bir ilham durumunun varlığını fark etmişlerdi. onlar bu durumu, ruhun özünün değiş tokuşu olarak nitelemekteydiler. öyle ki, parçacıkların toplamından daha fazlası olan ve de eş zamanlılık anında varlık bulan bizlerin ruhuna kendi dışındaki bir ruh dokunuyordu.

Bu tür bir alıp verme halini yaşayan insanlar üzerinde görülen en büyük etkilerden biri, bizlerin asla yalnız olmadığı bilincinin kesintisiz farkındalığıdır. kendimizi, ruhu olan olayların bizlere bu tür bir paylaşımı gerçekleştirecek kadar önem verdiği ve bizlere eşlik ettiği bir durumun içinde buluruz. böylesi derin bir alıp verme halindeyken, yalnızca diğer yeryüzü sakinlerinin böylesi derin bir alıp verme halindeyken, yalnızca diğer yeryüzü sakinlerinin zeki olduklarıyla ilgili bir bilgiye bağlı kalmayız; onlarla -bilinç beyinde konumlandırdığı zaman gerekli indirgemecilik olmaksızın- kalplerimiz yoluyla doğrudan bir bilgi alıp verme halini de deneyimleriz.

O halde yerli halklar, bitkilerden bilgi aldıkları ya da bilginin görüler veya rüyalar aracılığı ile geldiğini kesinlikle söyleyebilirler. kaldı ki bu alıp verme hali bitkilerle sınırlı değildir ve doğa aleminin her alanında belirebilir. bu tür bir yakından doğan, bir başkasının duygularını algılayabilme doğal hali; insanların dünyaya karşı doğaya yabancılaşmış oldukları hallerinden çok daha farklı yaklaşımlar göstermesine sebep olur. doğrudan algılama sürecine dair açıklamalar, bu süreci daha iyi kavrayabilmemize yardımcı olsalar da, bundan daha önemli olan deneyimin kendisidir; onun nasıl bir duygu olduğunu, yaşamlarımızı ne şekilde zenginleştirdiğini, bizleri var etmiş olan varlık alanıyla herhangi bir yol üzerinden yeniden bağıntı kurabilmemizi sağladığını deneyimlemek… bir ormanı canlı, zeki ve insanın atası olarak deneyimlediğimizde, onu yerle bir etmek gerçekten de çok güçtür.

En nihayetinde kalbi, algılayan ve bilen bir organ olarak yeniden konumlandırdığınızda belli bir düşünüş biçimi tarafından ele geçirildiğiniz açıktır. bilincimizi beynimize konumlandırdığımızda doğası gereği ortaya çıkan bu belli düşünüş biçimi, bizim algı ve düşüncelerimizi ifade edişimizi kısıtlar. monoteizm misali, deneyimlenebilecek olanları dar bir ”izin verilenler ” şeridiyle sınırlar; diğer tüm algılayışları, batıl inançlar, inanca ters düşen veya kabul edilemez olan yaklaşım şekilleri kabilinden ikinci plana atar. fakat bu kalp merkezli algılama bildiklerimizin en eskisidir; insanlığımıza ve yeryüzünün ekolojik uzantıları olarak ortaya koyduklarımıza derinden bağlıdır. indirgemeci ve monoteist yaklaşımlar, beton yaya kaldırımına benzetilebilir. onlar, yabanıl olanı baskılar; oysa hildegard von bingen’in veriditas olarak adlandırdığı yeşilin gücü, hem içimizdeki hem de dışımızdaki kaldırım taşlarını her zaman delip geçicektir.

İster bireysel, ister toplumsal ya da küresel gruplarla olsun, hepimiz birbirimizle bir elektromanyetik enerji alanı vasıtasıyla bağlantıdayız. Bu, kişisel farkındalığı arttırmak, sürdürülebilir bir gelecek yaratmak için anahtar olabilir.

Kalpte beyindekine benzer bir sinir yapısı olduğunu biliyor muydunuz? Kalbin beyin fonksiyonlarımızı etkilediğini? Kalpten, beynimizinkinden 500-5000 kat daha fazla olan bir manyetik alan yayıldığını? Vücudumuzdan birkaç metre uzaktaki diğer insanların sinir sistemini ölçülebilir bir şekilde etkileyebilen bir manyetik alanı olduğunu?

Kalp, ariflik-kültürlerinde yüzyıllardan beri duygu, sezgi, akıl, tutku ve aşk merkezi olarak kabul ediliyor. Önemli bir ruhani merkez ve kendine ulaşımın kapısı. Milyonlarca insan kalp yöresinde bazı hisler algiladiklarindan söz ediyorlar. Ama yıllardır bu bize önemsiz gözüküyordu.

-Bilim nihayet gelişti.

Son çalışmalar bize, kalbimizin sadece bir çeşit beynin olduğunu göstermekle kalmayıp, beyin ile nasıl bir iletişim içerisinde olduğunu ve algılarımızı ve duygularımızı nasıl etkilediğini açıklıyor. Ve şaşırtıcı bir çekilde ilişkilerimizde kalbin gerçek rolünü ortaya koyuyor.

-Kalbimizdeki beyin

Tıpta, kalp uzun süre organik bir bahçe havuzu pompasına eşdeğer idi. Bu sadece vücuda kan pompalar ve eğer bozulursa değiştirilir. Şimdi bazı araştırmacılar kalbin, bir çok bilgileri alan ve işleyen çok hassas ve gelişmiş, bir duyu organı olduğunu ileri sürüyorlar.

Kalp tam anlamıyla ikinci bir beyin gibi gözüküyor. Bir çok araştırmacıyı şaşırtan son derece karmaşık sinirsel bır sisteme sahip olan kalbin, beyinden ve otonom sinir sistemimizden bağımsız yaklaşık 40.000 nörondan oluşan bir ağa sahip olması, ve çeşitli yollardan beynimizle irtibat içerisinde olması. Farklı afferent sinirler aracılığıyla, kalb sürekli beynimize bilgi gönderir ve böylece bizim algılarımızı ve zihinsel süreçlerimizi etkiler.

Kalpten çıkan sinirler beyinde medullaya ulaşıyorlar, ordan beyindeki daha yüksek merkezlerin içine bağlanıyor ve anlaşılan içgüdü, duygu ve korku merkezi amigdala üzerinde büyük etkisi var.

*Burda ilginç olan Kalbin (kalpteki Beyninin) beyinden ve sinir sisteminden tamamen bağımsız „düşünmesi“.

“Kalp sinir sistemi kalbe (kalp-beyni) serebral korteksden bağımsız öğrenme, hatırlama ve karar almayı mümkün kılar. Bunun dışında bir çok deneylerde kalbin sürekli olarak beyine gönderdiği sinyallerin algılama, kavrama ve duyguların işlenmesi gibi yüksek beyin fonksiyonlarını büyük ölçüde etkilediği gözlemlendi.
(“Rollin McCraty, Ph.D., Institute of Heart Math.)

-Kalbin manyetik alanı

Daha şaşırtıcı olan keşif ise, kalbin manyetik alanı: Bu alanın elektrik bileşeni beyninkinden yaklaşık 60 kat, hatta manyetik alanı 5000 kez daha daha güçlü ve vucuttan birkaç metre uzakta ölçülebilir.

Bu kalp düzenli atışlarla tüm vucuda karmaşık ritmik şablonlar gönderir ve bunla bir çok işleyişi etkiler, beynimiz de kendini bu elektromanyetik atışlara senkronize eder.

Sevinç ve gevşeme anlarında solunum ve kan basıncı senkronize olur. Kalp böylece bizim kalple beraber dalgalanmamız için gerekli tüm vucudu senkronize eden sinyalleri göndermiş olur.

Olumsuz duygular çok düzensiz ritmik kalıplar oluştururken, aşk, sevinç ve diğer olumlu duyguların son derece pürüzsüz ve düzenli ritmik kalıplar oluşturduğu kalp spektral analizleriyle ispatlanmıştır.

-Kalp bağlantısı – kalplerin senkronizasyonu

Bunun ilişkilerimiz için ne önemi var? Derin bir sohbette insanların beyinlerinin tamamen senkronize olduğu ve beyin dalgalarının üst üste çakışacak şekilde senkronize oldukları defalarca ispatlanmıştır. McCraty ve ekibi şimdi bu araştırmaları genişlettiler ve kalbin bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyorlar.

“HeartMath Enstitüsü’nde deneylerde kalbin elektromanyetik alanın insanlar arasında bilgi iletebileceği dair önemli kanıtlar elde edilmiştir. Birbirinden 1,5 metre kadar uzaktaki bireyler arasında kalp enerji değişimi ölçmek mümkün olmuştur. [.. .] Bu deneylerin sonuçları sinir sisteminin bir çeşit, diğer insanların kalplerinden çıkan elektromanyetik alanlara ayarlı, anten gibi çalıştığını düşündürmüştür. Bu, bilinci artıran ve diğerlerine karşı gerçek empati ve hassasiyet sağlayan, enerjik bilgi alış verişi yeteneğinin doğuştan olduğunu sanıyoruz.”

HearthMath’deki bilimciler kalp ile ilgili çok önemli bir keşifte bulundular. İnsan kalbinin, bedende kafatasının içindeki beyin de dahil olmak üzere herhangi bir organdan daha geniş ve kuvvetli bir enerji alanı yarattığını ispat etmişlerdi.

Bu elektromanyetik alanın çapının sekiz ila on feet olduğunu ve merkezinin de kalpte bulunduğunu ortaya çıkardılar.

Şekli, genellikle evrende benzersiz ve başlıca şekil olarak kabul edilen Torus’un formunu(simit şekli) anımsatmaktadır.

Kalbin enerji ürettiği evvelden de biliniyordu ancak bir beyin gibi komplike özellikleri olması ve değerlendirilmesi bu bilgiyle vurgulanıyor,

Kalbe etki eden sinir sistemi tamamen koptuğunda kalp kendi kendine çalışmasına devam eder,zira üzerindeki jeneratörler (kabaca),Sino atrial düğüm,Ashoff Tavara düğümü,ve Purkinje sistemi şeklinde adlandırılır ve eğer kriz dolayısıyla bir kas harabiyeti varsa bu üç düğümden uygun olanı kalbin çalışmasını devam ettirir.

Ancak kalbin bu beyin özelliği çok önemli ve ilginç,
İşleyen zihnimiz ,bedendeki her organlaşmış ve bir iş bölümü içerisinde olan gurubun mesela karaciğerin beyni olamaz mı diye sorguluyor..

Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik alan ürettiği çoktandır biliniyor.O kadar güçlü manyetik bir alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor.

Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği de gündemde.

Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.

Örneğin İkiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş.

Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.

Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş.

Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar.

Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.

Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya da sistem kurmuşlar. Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.

0.10 hertz olduğunda coherence yani uyum gerçekleşiyor.

Ve bu dalga boyuna gelebilmek ise ancak bir başkası için şefkat, (çare, takdir, affetme ve şükran duyguları hissettiğinizde oluyor.

Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormanları düzeyi düşüyor.

Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz.

Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler.

Aletin adı da EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor.

Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor.

Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor.

Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben ne düşünüyorum, hissediyorum da kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor.

Ve hemen zorla da olsa kendinizi daha ölümlü duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz.

Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor.

Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.

Bir de elinizi bizzat kalbiniz üzerine koymak da, elin yarattığı baskı yüzünden zihnin dikkatini oraya çekip kalbe inmeyi, kalple bağlantı kurmayı kolaylaştırıyormuş.

*Bireysel Ahenk*
Topraklayan – Güç Veren – Büyüten
FAYDALARI:
+Sağlık ve sıhhat
+Enerji artışı
+İdrak artışı
+Karar verme kabiliyeti
+Zorlukların üstesinden gelme gücü

*Toplumsal Ahenk*
Ortak Yaratım – Ortak Varoluş – İş/Aile
FAYDALARI:
+İlişkilere ön ayak olmak
+Ortak yaratılan girişimler
+Sorunların üstesinden gelme
+Grupla karara varabilme
+Bağlar kurma & karşılıklı destek

*Küresel Ahenk*
İştirak – Manâ – Büyük bir şeyin parçası olmak
FAYDALARI:
+Sınırların ortadan kalktığı bir ortaklık anlayışı
+Kalpten yaşama temelli bir hayata itici güç olmak
+Şefkat ve ilginin tüm varoluş üzerinde etkisinin artması

kaynaklar: https://www.facebook.com/consciousawareness1/videos/697759617041015/?hc_ref=PAGES_TIMELINE

https://www.facebook.com/notes/%C5%9Famil-erkan/kalbimiz-di%C4%9Fer-beynimiz/10150627318671406/

http://lovepeaceandharmony.org/profiles/blogs/torus-kalp

https://indigodergisi.com/2014/03/torusun-gizemli-gucu/

https://www.heartmath.org/

Yeryüzü ile Konuşma Sanatı/ Stephen harrod buhner kitaptan alıntı

Yorum Ekle

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here